• - Hayatımdan hatırladıklarım… 1

Hayatımdan hatırladıklarımı yazmaya karar verdiğimde, aslında, hayat hikayemi yazayım da benden sonrakilere bir hatıra olsun gibi bir derdim ve nedenim yoktu. Sadece ara sıra geçmişi hatırlatan bir şey olduğunda ve geriye bakıp o günleri hatırlamaya çalıştığımda, ne kadar çok şey yaşadığımı, başıma nelerin geldiğini, ne tür mücadelelerden sonra bugüne ulaştığımı zar zor ve hayretler içinde kalarak hatırladığım, ve hatta kendimi ne kadar zorlasam da bir kısmını hatırlayamadığım için, hazır aklım başımdayken bunları yazıya dökeyim de ileride okuyup geçmişi yad ederim diye düşünüyordum. Bir zamanlar tarayıp bilgisayarıma yüklediğim geçmişe ait bazı resimlerin de yardımıyla yazmaya başladım.

Başladım ama yazdıkça beni yeniden mutlu eden anılarımın yanında keşke bu olayı ve/veya kişiyi hatırlamasaydım dediğim beni üzen, rahatsız eden zamanları da yeniden hatırlamak zorunda kaldım. İçinde yaşadığımız toplumun çürümüşlüğünü ve çaresizliğini, kişilerin ikiyüzlülüğünü, namussuzluğunu, çıkarcılığını, aslında tamamen menfaate dayanan ilişkilerin, dostlukların, arkadaşlıkların yarattığı sıkıntıları yeniden hatırlamak pek de hoş olmadı. Zihnim zaman geçtikçe, muhtemelen bunların bir kısmının üzerini örtmüş, gölgelemiş, önemsizleştirmiş ama sonuçta bunların hepsi beni ben yapan şeylerdi, yaşanmıştı, değiştirilmesi imkansızdı.

Ali Özden
Makbule Araz Özden
Dursun Murat Özden
Şenay Çiçek Özden
Burcu Simay Özden

Erzurum ili Uzundere ilçesinde (o zamanlar Azort nahiyesi) 12 Mart 1960 tarihinde başlayan hayatımın hatırlayabildiğim ilk yılları, Sağlık Memuru olan babamın Azort nahiyesinden sonra bir kaç yer dolaşıp geldiği Bayburtta geçiyor. Bu yıllardan parça parça da olsa bende iz bırakmış olan şeyler iki katlı bahçeli evimiz, kedilerimiz, üst kattaki büyük odanın tabanındaki tahta döşemeye gizlenmiş tahta kapaklı ve eni boyu 1 metre, derinliği 20-30 cm civarında olan ve kehriz denilen yıkanma yeri, ilk okula başladığım Şair Zihni İlkokulu, eteklerinde dolaşıp oyun oynadığımız Bayburt Kalesi, Çoruh Nehrinin berrak sularının kenarında oynadığımız çakıl taşları, saat kulesi, her fırsatta ailece gittiğimiz localı sineması, bu sinemada ailece seyrettiğimiz Hz. Musa’nın hayatıyla ilgili bir filmin müthiş sahneleri, o zamanlar Beşikdüzü Öğretmen Okulunda okuyan Cemile halamın ziyarete gelişi ve mahalledeki manavdan aşırdığım bir adet kırmızı elma. Bunları çok iyi hatırlıyorum.

Ebemin küçük kızı olan Cemile halamın bizim evde özel bir yeri vardı, babam Azortta görev yaparken ailemiz Cemile halamın annesi Gülseher ezenin evinde kiracı olarak kalmış, ben orada dünyaya geldiğim zaman Gülseher eze doğumu yaptırıp ebem olmuş, melek gibi bir kadın olan ebem eşini kaybettikten sonra çocuklarını tek başına büyütmüş bir Anadolu kadınıydı, hem kendisi hem de çocukları bizim ailenin bir ferdi gibiydiler, fırsat oldukça onlar bizi biz onları ziyaret ederdik.

Bayburttan sonra, 1966 yılının yazında babamın Erzurum'a tayin edilmesi nedeniyle Erzurum merkeze geldik. Babam ve annem, Tortum ilçesine bağlı Gölbaşı (Öşk) köyünden oldukları için normal şartlarda bizim de Kilise Kapı denilen yerin civarında, o bölgede yaşayan akrabalarımıza, köylülerimize, köye giden gelen kamyonların bulunduğu garaja daha yakın bir yerde oturmamız beklenirken, babamın kararıyla Şeyhler Mahallesinde büyük bir bahçenin içinde bulunan bir kaç tane evden biri olan, yine iki katlı, alt katında giriş, kömürlük, tuvalet, tahta bir merdivenle çıkılan üst katında ise ortada mutfak ve yanlarda iki odası, bu odalarda yüklük denilen gömme ahşap dolapları, bir tanesinde dolap içinde kehriz denilen yıkanma yeri olan toprak damlı bir eve yerleştik. Babamın bu evi seçmesinin biz çocukların sonraki yaşamlarını çok etkilediğine inanıyorum.

Üstteki fotoğrafların ilki Bayburtta bulunduğumuz yıllara ait, ilginç bir resim olduğu muhakkak, ben her zamanki mahzun ve boynu bükük halimle dururken kardeşim Mitat afacan bir çocuk pozu vermiş, o zamanın ruhuna uygun olarak babamın oğullarıyla gurur duymasının bir belgesi gibi. Nedenini bilmiyorum ama benim çocukluğuma ait bütün fotoğraflarım mahzun ve boynu büküktür. Kim bilir, belki de ileride yaşayacaklarımın bir işaretiydi. Diğer fotoğraf Erzurum’da ilk evimizin bahçesinde çekilmiş, son fotoğraf daha sonraki yıllara ait olmalı.

Bu eve gelen giden çok olurdu, Erzurum'da yaşayan, köyden gelen bütün akrabalar bazen günübirlik bazen yatılı mutlaka bize uğrarlardı. Babamın misafirperverliği meşhurdu, yedirmeyi içirmeyi seven biriydi. Bu özelliğini sonraki yıllarda tanıdığımız tanımadığımız insanlardan binlerce defa duyduk. Doğal olarak gelenleri ağırlamak, karınlarını doyurmak, yatıya kalanların yataklarını ayarlamak, bulaşıklarını halletmek anneme ve ablalarıma kalıyordu.