Atatürk Üniversitesi / 15 Temmuz 1981 / Yüksek Mühendis Diploması
Babam öldüğünde 40 yaşındaydı, daha 15 yıllık bir memurdu, sağlık memuru olarak o dönemin iyi maaşlı memurları arasında sayılırdı, bu nedenle bizi nispeten iyi bir mahallede nispeten iyi bir evde yaşatabilecek geliri vardı. Anlatılanlara göre tasarruf etmemiş, para biriktirmemiş, yatırım yapmamış, kazandığını biraz ailesine, köydeki ana babasına, çoğunlukla da sık sık bir araya geldikleri arkadaşlarına harcamış biriydi. Hayattayken bizim durumumuz da çok iyi olmasa da fena değildi, ancak babamın ölümünden sonra hayatımız tamamen değişti.
Babam sağken ayda 1500 lira civarında aylık alırken öldükten sonra uzun bir süre emekli maaşı bağlanmadı, ikramiye hiç verilmedi, hizmetinin yetersiz olduğu söylenmiş, uzun süren dilekçeler, yazışmalar, annemin çabaları derken bize üç ayda 90 lira civarında bir emekli maaşı bağlanmıştı. Hem babamızın ölümü hem de ayda 1500 liradan üç ayda 90 liraya düşen gelirimiz nedeniyle tam bir yıkım yaşamaya başlamıştık. Ne bankada birikmiş paramız ne de annemin kolunda boynunda altınımız vardı, kısaca hiçbir şeyimiz yoktu.
1969 yılının 15 Temmuz günü itibariyle; o güne kadar zaten doğru dürüst bir hayat yaşamamış, kendi yaşadığı hastalıklar, babamın keyfine düşkün hayatı ve genç yaşta geçirdiği bir kaza sonrası uzun yıllar devam eden hastalığı nedeniyle eza cefa çekmiş ve nihayetinde Erzurum gibi bir yerde, 36 yaşında eşini kaybetmiş bir kadın olan annem, yaşları 7 ile 16 arasında beş tane çocukla, ne yapacağını, nasıl yapacağını bilmeden ortada kalmıştı. Kültür Kurumu ilkokulunda okuyan en küçüğümüz Mitat ilkokul 1. sınıfı, ben ilkokul 4. sınıfı, benden büyük kız kardeşim Mukime ilkokul 5. sınıfı, onun büyüğü Menşure ablam Kız Meslek Lisesi Orta Bölümü ortaokul 2. sınıfı, en büyüğümüz Memnune ablam Nenehatun Kız Öğretmen Okulu 1. sınıfı daha yeni bitirmiştik.
Muhtemelen ilk günlerde çaresizliğin dibini hisseden annemin cesareti ve dirayeti, çok az sayıda tanıdığımızın manevi desteği, babamın iş yerinde bazı arkadaşları tarafından toplanan yardım olmasa yeniden toparlanma fırsatı bulamayabilirdik. Sonradan babamın adına toplanan bazı yardım paralarının da iç edildiğini ve bize ulaştırılmadığını öğrenmiştik.
Ortaya çıkan maddi sorunlar nedeniyle oturduğumuz evi boşaltmak ve kirasını ödeyebileceğimiz başka bir eve taşınmak zorundaydık. Alelacele önce Vani Efendi Mahallesinde bir yere ve kısa bir süre sonra da Muratpaşa Mahallesinde bir yere taşındık, Her ikisi de ev demeye bin şahit isteyen ahırdan bozma yerlerdi. Son taşındığımız yer dar bir girişten sonra altta karanlık, penceresiz depo ya da kömürlük olarak kullanılabilecek bir boşluk, buranın üstünde tahta bir merdivenle çıkılan bir seki ve bir odası olan evdi. Annem bu yerleri muhtemelen kirasının azlığı yanında daha önceki evimizin civarında alışık olduğumuz bir çevrede olması, bizlerin okullarına yakın olması gibi nedenlerle tercih etmişti ama kısa bir süre sonra buralarda yaşamamızın mümkün olmadığı ortaya çıktı. Muratpaşa’daki evle ilgili hatırladığım bir olay da tam da o günlerde amcamın Almanya'ya gitmek üzere bize gelip veda etmesidir, hem sevinçli hem endişeli halini hala hatırlıyorum.
Çaresiz kalan annem hiç istemese de, biraz da akrabaların tavsiyesi ve zorlamasıyla, onların yoğun olarak bulunduğu bölgeye, yani Kilise Kapı civarına taşınmak üzere ev arayışına başladı. Kirasını ödeyebileceğimiz bir yer bulundu, Alipaşa Mahallesinde, tek katlı, toprak damlı, dış kapıdan girildiğinde tuvaletin de bulunduğu ayakkabılık, kömürlük gibi kullanılabilecek penceresiz bir bölüm, buradan devam edildiğinde mozaik betondan yapılmış bir lavabo ve su musluğu bulunduğu için mutfak olarak kullanılacak başka bir odacık ve buradan da bir kapıyla geçilen biraz daha büyük bir oda, bu odanın penceresi Alipaşa Camii'nin duvarına bakıyor, ve arada bir kaç metre mesafe ya var ya yok. 1969 yılının sonbaharında buraya taşındık. Hepimiz içine düştüğümüz yeni duruma uyum sağlamaya çalışıyorduk, ama en büyük zorluğu doğal olarak annem ve benden büyük ablalarım yaşıyordu. Erzurum gibi bir yerde 36 yaşında üçü kız beş çocukla dul kalan bir kadının durumunu hayal etmek bile mümkün değil. Elimize geçen dul yetim aylığıyla geçinmemiz mümkün değildi, annem Kızılay tarafından dağıtılan erzak, giysi gibi şeyleri almak için gidiyor, sıraya giriyor, bazen alıyor bazen alamıyordu. Bu arada bana da, yani daha dokuz yaşındaki bir çocuğa, yavaş yavaş, sanki öyle olmak zorundaymış gibi, gönüllü olmadığım, hiç istemediğim evin erkeği rolü yüklenmeye başlamıştı.
En büyüğümüz Memnun ablam Nenehatun Öğretmen Okulu ikinci sınıfa, ondan iki yaş küçük Menşure ablam Kız Meslek Lisesi Orta Bölümünde son sınıfa devam edecekti, ortancamız Mukime ise Şair Nefi Ortaokulu 1. sınıfa kaydolmuştu. Üçünün de okulları taşındığımız bu eve yakın değildi, yürüyerek gidip gelmek dışında bir seçenekleri de yoktu. Ben ilkokul 5. sınıfı okuma üzere yeni evimize yürüyerek 10 dakika uzaklıkta Gölbaşı denilen semtten Mahallebaşı semtine doğru giderken yolun sağında bulunan Gazi İlkokuluna kayıt olmuştum, yeni okulum ve sınıf arkadaşlarım doğal olarak önceki okulumdan çok farklıydı. Ama öğretmenim harika bir kadındı, ismini ne yazık ki hatırlayamıyorum, her zaman değil ama gerektiği zaman sert olabiliyordu, diğerleri kadar değil ama ben de bir kaç kez nasibimi almıştım. Çalışkan bir öğrenciydim, sınıf başkanı olmuştum, o zamanlar teneffüslerde yaramazlık yapanı, sınıfta öğretmeni beklerken konuşanları tahtaya yazmak adettendi, tahtada adı olanlar cezadan kurtulamazdı, bu da doğal olarak tepkileri bana yöneltiyordu, yine de o okulda iyi bir yıl geçirdiğimi söyleyebilirim. Yerli malı haftası yapılırdı, evden dut kurusu, ceviz, elma kurusu gibi bizim yöreye has o anda ne varsa bir şeyler götürürdüm. Bir gün ne için olduğunu hatırlamıyorum, para toplanacağı söylendi, öğrenci başına 2,5 lira, acil getirilmesi lazım dediler, çok para değil ama bizde yok, aklıma dayım geldi, önce oteline gittim, evde dediler, evlerine gittim, durumu anlattım, bana inanmamış gibi baktı, para mara yok, veremem dedi, moralim bozuk okula döndüm, para bulamadım dedim. Dayımın neden böyle davrandığını hiçbir zaman anlamadım, anlayamadım, onun için yolda dilenciye vereceği kadar küçük bir para olmasına rağmen beni kırmayı tercih etmişti. Bu ve daha sonra yaşadığımız olaylar bende bu dayımla ilgili hala silinmeyen bir iz bırakmıştır. Bunun dışında müsamere provası sırasında sahneden aşağı düşüp ön dişlerimden birinin kırılması dışında önemli bir sorun yaşamadan 1970 yılı Haziran ayında mezun oldum, hem de okul birincisi olarak.



Gittikçe ağırlaşan geçim sıkıntısı, akrabalarımızdan ve köylülerimizden kaynaklanan ve zamanla çoğalan ölçüsüz söylentiler, dedikodular, işe yaramayan akıl vermeler hepimizi zorlamaya başlamıştı. Ve bu saçmalık ne yazık ki uzun bir süre de devam edecekti. Erzurum şartlarında ablalarımın ev dışında bir şey yapabilmeleri mümkün değildi, en küçüğümüz Mitat zaten bir şey yapamazdı, benim çalışmam, eve ilave bir şeyler getirmem gerekiyordu.
Alipaşa mahallesindeki eve taşındıktan sonra sonra annemin yapmaya çalıştığı bir diğer iş ise iğnecilikti, babamdan kalan enjeksiyon takımıyla ihtiyacı olanlara iğne yapmaya gider buradan üç beş kuruş kazanmaya çalışırdı, Enjeksiyon takımında kapaklı metal bir kutu içinde metal saplı bir pistona sahip cam bir şırınga, bir tane metal cımbız (penset) ve birkaç tane de yine metal dipli iğneler bulunuyordu, her seferinde bunları ocakta kaynatıp dezenfekte eder sonra iğne yapardı. Daha önce hiç iğne yapmamış biri olarak mahallede tanınmaya ve çağıranlar çoğalmaya başlamıştı, herkes elinin hafif olduğunu söylerdi. Fakat bu iş o dönemde bu hizmete ulaşmada zorluk yaşayan insanlar için gerekli olmasına ve gelir getirmesine rağmen hem yapan hem de yaptıran için çok riskliydi, tehlikeleri vardı, bu nedenle hep çekinerek yapardı, bir süre sonra yapmayı bıraktı. Annem ve büyük ablam sağa sola örgü örüp dikiş dikerek biraz para kazanmaya çalışıyorlardı, Yeni arayışlar içindeyken eldiven, çorap, bere gibi şeyler örsek kahvehanelerde dolaşıp satsak olurmu acaba diye düşünüyorduk, elde örmek uzun sürüyor alına para verilen emeğe değmiyordu, acaba bir örgü makinası edinip, bu makinayla bir şeyler örüp satabilir miyiz diye düşünmeye başlamışlardı. Annem makinayı almaya karar verdi ve aldı. Bu makinayla bir sürü kazak, yelek, bere vs. örüp satmaya başladık, aslında elde örmeye göre kolay gibi duruyordu ama çok zahmetli bir işti, seçilen örneği, ölçüyü tutturmak, her parçayı ayrı ayrı örüp elde dikerek birleştirmek kolay bir iş değildi, ama boş durmaktan iyiydi.
Oturduğumuz eve yakın olduğu için Kongre Caddesinde bulunan Gazi Ahmet Muhtar Paşa Ortaokuluna (GAMPO) kayıt yaptırmıştık, eve bir kaç dakika uzaklıktaydı, binasının şekli nedeniyle tabut deniliyordu, sağdaki oldukça eski tarihli resimde sağ üst köşede görünen beyaz duvarlı bina, ortada oldukça geniş ve uzun bir koridor, bir ucunda müdür odası, diğer ucunda öğretmenler odası, iki yanında ise sınıflar bulunuyordu. Hayatımda önemli bir yeri olan bu okul bana çok şey öğretti. Çalışkan bir öğrenciydim, bilgi yarışmalarına seçilirdim, öğretmenlerimiz iyiydi, Sosyal Bilgiler öğretmenimiz Halit Bayraktar çok kalender bir hocaydı, bazı derslerde konuları bana anlattırırdı, yazılı kağıdımı hiç okumadan 10 verirdi, okusa da 10'luk yazardım zaten. Resim hocamız Fuat İğdebeli çok yetenekli bir öğretmendi, sadece öğretmen değil bir sanatçıydı, Cumhuriyet Caddesindeki Mulen Ruj lokantasının duvarını kaplayan taş şelaleyi o yapmıştı, resim atölyesinin içinde fotoğrafçılık kolunun faaliyetleri için bir bölüm vardı, ben de bu koldaydım ve normalde ulaşamayacağım imkanlara bu faaliyetler sırasında erişmiştim, fotoğraf makinalarını kullanabiliyor, çektiğimiz resimlerin filmlerini karanlık odada banyo edip agrandizörde kağıda basıyorduk, muazzam bir deneyimdi. Okulda hafta sonları sinema gösterileri yapılıyordu, uzun ve geniş koridorun ortasından bir perde indiriliyor, perdenin bir tarafında seyirciler için sandalyeler konuluyordu, diğer tarafına yerleştirilen makinayla o gün şansımıza hangi film varsa perdeye yansıtılıyordu, ben gösterilen filmden çok makinasıyla ilgileniyordum, bunun benim lise yıllarında da okul sinemacılığı faaliyetlerine devam etmemde önemli bir katkısı oldu.